Gönderen Konu: EHL-İ SÜNNET VEL CEMAAT NESEFİ AKAİDİ TERCÜMESİ  (Okunma sayısı 582 defa)

Rahmet Forum

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 13
  • Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı.
EHL-İ SÜNNET VEL CEMAAT NESEFİ AKAİDİ TERCÜMESİ
« : Ocak 02, 2018, 10:17:01 ÖÖ »

قَالَ أَهْلُ الحَقِّ: حَقَائقُ الأشْيـَاءِ ثَابِتــَةٌ، والعِلْمُ بـِـهـَا مُتَحقـِّـقٌ خلافاً للسوفسطائية.
1- Ehli Hak (Ehli sünnet alimleri) derki: Eşyanın hakikatleri sabittir, bunlarla (sabit olmaları ile) alakalı ilim, gerçektir. Bu, felsefecilerin hilafınadır.
وأسْـبَابُ العِـلْـمِ للخَلْقِ ثَلاثَةٌ: الحَوَاسُّ السَّلِيمَةُ، وَالخَبَرُ الصَّادِقُ، وَالعَقْلُ.
فالحَـوَاسُّ خـمْـسٌ: السَّمْعُ،  والبَصَـرُ، والشَّـمُّ، واللَّمْـسُّ، وبكُلِّ حَاسَّةٍ مِنـهَا
يُـوقَفُ عَلَى مَا وُضِعَتْ هِـيَ لَهُ.
2- Mahlukat için ilmin sebebleri (bilgi edinme yolları) üçtür. 1-Sağlam hisler. 2- Doğru haber. 3- Akıl.

Hisler beş tanedir: İşitmek-Görmek-Koklamak-Tadmak-Dokunmak.

Bunlardan her bir hassa ile, o assa ne için tayin edilmiş ise o şey üzerine haberdar

olunur.(Yani göz ile  görülür, kulak ile  işitilir. Gözle işitilmez, kulakla görülmez.)

والخَبـَرُ الصَّــادِقُ عَـلَى نَوْعَينِ: أَحَدِهِمَا الخَـبَرُ المُتَواتِرُ، وَهوَ الخَـبَرُ الثــَّابِتُ
على أَلْسِنَةِ قَوْمٍ لا يُتصوَّرُ تَـواطُؤهُم، عَـلَى الكَذِبِ، وَهوَ مُوجِبٌ للعِلْمِ الضَّـرُورِيِّ
كالعِلْمِ بالمُلُوكِ الخَالِيَةِ في الأزْمِنَةِ المَاضِيَةِ والبُلدَانِ النَّائِيَةِ.
3- Haberi sâdık iki türlüdür. Birisi mütevâtir haberdir. Bu, yalan üzerine ittifak etmeleri tasavvur olunamayan bir topluluğun, lisanları üzerinde sabit olan haberdir. Bu, zaruri ilmi gerektiricidir. Eski zamanlarda yaşayan sultanları, uzak beldeleri bilmek gibi.

(Zarurî İlim: Herhangi bir delile ve ilmî araştırmaya ihtiyaç duymaksızın elde edilen ve ulaşılabilen bilgi demektir.)

والنوع الثاني: خبر الرسول المؤيد بالمعجزة، وهو يوجب العلم الاستدلالي
والعلم الثابت به يضاهي العلم الثابت بالضرورة في التيقن والثبات.
 

4- İkinci nevisi, mucize ile teyid edilmiş Peygamberin verdiği haberdir. Bu, istidlali ilmi gerektirir. Bununla sabit olan ilim, yakin ve sebatta, zaruret ile sabit olan ilme benzer.

(İstidlali ilim:Delile bakma sonucunda hasıl olan bilgiye denir. İkinin yarısı bir olduğu nasıl kesin ise, peygamberin verdiği haber de kesindir.)

وأما العقل فهو سبب للعلم أيضاً، وما ثبت منه بالبديهة فهو ضروري،
كالعلم بأن كل شيء أعظم من جزئه. وما ثبت بالاستدلال فهو اكتسابي.
 

5- Akıl, diğerleri gibi bilgi edinmeye  sebebtir. Bedihi ile ondan sabit olan, zaruri (bilgi) dir. Her şeyin, cüz’ünden büyük olması gibi. (İnsan, kolundan, bacağından büyüktür) Akıldan istidlal (delil) ile sabit olan kesbidir. (Aklın, düşünmeden elde ettiği bilgilere ‘bedihi ilim’ denir.Akıl yürüterek elde dilen ilimler, kişinin kazanmasıyla elde edilir.)

والإلهام ليس من أسباب المعرفة بصحة الشيء عند أهل الحق.
 

6- İlham, ehli sünnet indinde, bir şeyin sıhhatini bilmek sebeblerin den değildir. (İlham ile hüküm sabit edilmez. Hükümler kitap, sünnet, icma ve kıyas ile sabit olur.)

والعَالَم بجميعِ أجْزَائِهِ مُحْدَثٌ؛ إذ هو أعيان وأعراض، فالأعيان ما  له قيام بذاته
وهو إما مركب، أو غير مركب، كالجوهر، وهو الجزء الذي لا يتجزأ
7- Alem (kainat), bütün cüzleri ile sonradan yaratılmıştır, zira alem ayan ve arazdır. Ayan (kainatta) zatı ile mevcut durandır. Bu, ya mürekkebtir ki cisim dir, veya cevher gibi mürekkeb değildir. Cüzlere ayrılmayan (en küçük) cüz cevherdir. (Altın, gümüş, demir gibi maddeler cisimdir. Bunlara ayan denir. Bunların üzerinde bulunan renk, koku, uzunluk ve kısalık gibi vasıflar arazdır.)

والعرض ما لا يقوم بذاته، ويحدث في الأجسام والجواهر، كالألوان  والأكوان
والطعوم  والروائح
8- Araz, zatı ile mevcut olamayandır. Renkler, duruşlar, tadlar ve kokular gibi cisimlerde ve cevherlerde onaya çıkarlar. (Cismin üzerindeki renk, koku ve tad gibi vasıflar.)

والمحدث للعالم هو الله تعالى، الواحد، القديم، الحي، القادر،
العليم، السميع البصير، الشائي، المريد
9- Alemi mevcut eden. Allahu Teala’dır. Birdir, kadimdir, diridir, gücü yetendir, bilir, işitir, görür, dileyendir, dilediğini yapandır.

ليس بعرض، ولا جسم، ولا جوهر، ولا مصور، ولا محدود،
ولا معدود، ولا متبعض، ولا متجزئ، ولا متناه
10- (Allah) Araz, cisim, cevher değildir. Şekillendirilmiş, sınırlandırılmış, adetlenmiş, kısımlara ayrılmış, cüzlere bölünmüş, terkib edilmiş (birleştirilmiş) ve sonu olan değildir. (Sınırlar ile kuşatılmış değildir.)

ولا يوصف بالماهية، ولا بالكيفية، ولا يتمكن في مكان، ولا يجري عليه زمان
، ولا يشبهه شيء، ولا يخرج عن علمه وقدرته شيء.
11- Nasıllık ile, nicelik ile vasıflanmaz. (Aslı ve hakikati bilinmez) Bir mekanda yerleşmez, üzerine zaman akıcı olmaz, (zaman ve mekan sınırı altına girmemiştir.) Hiçbir şey ona benzemez. İlminden ve kudretinden hiçbir şey çıkamaz. (Her şeyi. İlmi ve kudretiyle kuşatmıştır.)

وله صفات أزلية قائمة بذاته، وهي لا هو ولا غيره.
وهي العلم، والقدرة، والحياة، والقوة، والسمع، والبصر،
والإرادة، والمشيئةوالفعل، والتخليق، والترزيق
12- Allah için ezeli olan ve zatı ile birlikte bulunan sıfatlar vardır. Bu sıfatlar ne Odur, ne de O’nun gayrısıdır. (Sıfatlara Allah denmez, fakat Allah, sıfatsız düşünülmez) Bunlar; ilim. kudret, hayat, kelam, işitmek, görmek, istemek, dilemek, yapmak, yaratmak, rızıklandırmak.

والكلام، وهو متكلم بكلامٍ هو صفة له، أزلية، ليس من جنس الحرو والأصوات
وهو صفة منافية للسكوت والآفة، والله تعالى متكلم بها آمر ناه مخبر.
13- Allahu Teala, ezeli olan kelamı ile konuşur. Bu kelamı, ses ve harf cinsinden değildir. Bu. susmaya ve aletlere zıt sıfattır. (Dili tutulmak, sessiz kalmak, konuşmamak gibi bizim vasıllarımızdan münezzehtir.) Allahu teala, bu sıfat ile tekellüm eder, emreder ve yasaklar ve haber vericidir.

والقرآن كلام الله تعالى غير مخلوق، وهو مكتوب في مصاحفنا
محفوظٌ في قلوبنا، مقروء بألسنتنا، مسموع بآذاننا، غير حال فيها
14- Kur’an, Allahu teala’nın kelamıdır, mahluk değildir. Kur’an, mushaflarda yazılmış, kalblerimizde ezberlenmiş, dillerimizde okunmuş, kulaklarımızla işitilmiş, fakat bunlara girmiş değildir.

والتكوين صفة لله تعالى أزلية، وهو تكوينه تعالى للعالم ولكل جزء من أجزائه
لا في الأزل، بل لوقت وجوده على حسب علمه وإرادته.وهو غير المكون عندنا
والإرادة صفة لله تعالى أزلية قائمة بذاته.
15- Tekvin. Allah’ın ezeli sıfatıdır. Bu, alemi ve onun her bir cüzünü, meydana geleceği vakitle var etmesidir.

Biz (Maturidiler) göre tekvin, yaratılanların gayrısıdır. (Yaratmak sıfatı var, yaratılan eşya var. Bunlar başka başka şeylerdir.)

* İrade. Allahu Teala’nın sıfatı olup ezelidir. (İrade sıfatı, kudretten başka olan ayrı bir ezeli sıfattır.)

ورؤية الله تعالى جائزة في العقل واجبة بالنقل، وَرَدَ الدليل السمعي بإيجاب رؤية
المؤمنين الله تعالى في دار الآخرة، فيرى لا في مكان ولا على جهة من مقابلة
ولا اتصال شعاع ولا ثبوت مسافة بين الرائي وبين الله تعالى.
16- Allahu Teala’yı görmek, akli delillerle caizdir,  nakledilen delillerle vacibıir. (Ayet ve hadislerle sabittir.)

Ahiret yurdunda,  rnü’minlerin  Allahu  Teala’yı  görmelerinin  vacib olması hakkında, işitilmiş (ayet ve hadislerden) deliller gelmiştir.

* Bir mekan da bulunmadan, bir tarafta olmadan, karşı karşıya gelmeksizin. ışığın ulaşması olmadan veya gören ile Allahu Teala arasında mesafe sabit olmadan görülecektir. (Görmemiz için burda gerekli olan şeyler, orda lazım değildir.)

والله تعالى خالق لأفعال العباد كلها، من الكفر والإيمان والطاعة والعصيان
وهي كلها بإرادته ومشيئته وحكمه وقضيته وتقديره.
17- Allahu Teala; küfürden, imandan, taat ve isyandan olan kulların bütün fiillerini yaratıcıdır. Bunların hepsi. Allanın iradesi, dilemesi, hükmü, kazası ve takdiri iledir.

وللعباد أفعال اختيارية يثابون بها ويعاقبون عليها.
والحسن منها برضاء الله تعالى، والقبيح منها ليس برضاه
18- Kullar için dileyerek yaptığı fiiller vardır. Onlara karşılık sevablanır ve azab görürler. Bunlardan güzel olanları. Allah’ın rızası iledir. Kabih (çirkin) olanları, Allah’ın rızası ile değildir.(Allahu Teala, şarabı, domuzu yaratmıştır fakat kullanılmasını yasaklayarak işleyenlerden razı olmamıştır. Sağmal hayvanları da Allahu Teala yaratmıştır ve onlardan istifade edilmesinden, zekatının verilmesinden razıdır.)

والاستطاعة مع الفعل، وهي حقيقة القدرة التي يكون بها الفعل
ويقع هذا الاسم على سلامة الأسباب والآلات والجوارح
وصحة التكليف تعتمد هذه الاستطاعة
ولا يكلف العبد لما ليس في وسعه
 

19- İstitaat, fiille beraberdir. Bu, fiilin kendisi ile birlikte meydana geldiği kudretin hakikatidir. (Eli  kaldırırken insanda hasıl olan kudret ona o anda verilmekte ve işi ile birlikte mevcut olmaktadır.) Bu isim, sebeplerin, aletlerin, azaların selameti üzerine de söylenir.

* Teklifin sıhhati (kişinin dinene mükellef olması) şu istitaat’a dayanır. Kul, takatında olmayan ile teklif olunmaz.(Yapamayacağı hükümler ona teklif edilmemiştir.)

وما يوجد من الألم في المضروب عقيب ضرب إنسان
والانكسار في الزجاج عقيب كسر إنسان، وما أشبهه
كل ذلك مخلوق لله تعالى، لا صنع للعبد في تخليقه
20- İnsana vurmanın peşinden vurulan kişide duyulan acı, insanın kırması akabinde bardakla ortaya çıkan kırıklık ve buna benzeyen şeylerin tamamı. Allanın yarattığıdır. Kulun, bunların meydana gelmesinde bir tesiri yoktur. (Kulu da, onun işlerinide yaratan Allah’tır. Kul iradesini kullanır. Allah dilerse yaratır.)

والمقتول ميت بأجله، والأجل واحد
21- Öldürülen, eceli ile ölmüştür. Ölü ile kaim olan ölüm işi Allahın mahlukudur.. Kulun bunda yaratmak veya elde etmek bakımından bir tesiri yoktur. (Yani kılıcı vurmakla karşıdaki kişi ölürse, onda ölümü yaratan Allah’tır. Katilin ölümü meydana getirmekte bir tesiri yoktur, fakat yasak bir işi yaptığı için azabı hak eder.)

* Ecel tektir. (Vakti, Allahın ilminde sabittir, değişmez.)

والحرام رزق، وكلٌّ يستوفي رزق نفسه: حلالاً كان أو حراماً
ولا يتصور أن لا يأكل إنسان رزقه أو يأكل رزق غيره
22- Haram rızıktır. Herkes, helal olsun haram olsun kendi rızkını tam olarak elde eder. Bir insanın rızkını yememesi veya başkasının onun rızkını yemesi düşünülemez. (Rızık bedenin istifâde ettiği gıdalardır. Kişi için tayin edilenler mutlaka ona ulaşır. Başkası onun rızkını alamaz.)

والله تعالى يضل من يشاء ويهدي من يشاء
وما هو الأصلح للعبد فليس ذلك بواجب على الله تعالى
 
23- Allahu Teala dilediğini dalalete sokar, dilediğine hidayet eder. (Kişiye irade verip kitap ve peygamber göndererek onu ikaz. ettikten sonra kul iyi tarafı tercih ederse Allah ona hidayeti severek yaratır. Kötü yolu tercih ederse onada sapıklığı razı olmadığı halde yaratır ki imtihan olsun.

* Kul için en uygun olanı yaratmak, Alluhu Teala üzerine vacib değildir. (Allah, faili muhtar olarak dilediğini yapar, hiçbir şey O’na mecbur değildir.)

وعذاب القبر للكافرين ولبعض عصاة المؤمنين
وتنعيم أهل الطاعة في القبر بما يعلمه الله تعالى ويريده
وسؤال منكر ونكير ثابت بالدلائل السمعية
24- KafirIer için ve bazı asi mü’minler için kabir azabı, itaat ehlinin kabirde nimetlenmesi vardır. (Kabir geçiş alemidir. Orda kafirler azaba çekilirler, cehennemde ebedi azab ile azablanırlar. Günahkar müslümanlardan bazısı da kabirde azab görür.)

* Münkir ve nekirin sorgusu, işitilen delillerle sabittir. (Kabirde iki melek gelip kişiyi sorguya çeker. “Rabbin kim? Peygamberin kim? Kimin zürriyetindensin? Kimin ümmetindensin?” gibi sorularla imtihan eder. Eğer cevap vermeye kadir olursa onun kabrini genişlendirirler, Değilse ona azab ederek kabri onu şiddetle sıkar.)

والبعث  حق، والوزن حق، والكتاب حق، والسؤال حق
والحوض حق، والصراط حق
25- Öldükten sonra dirilmek haktır. Terazi (amellerin tartılması) haktır. Kitap haktır, sual haktır, havzu kevser haktır, sırat haktır. (Her canlı öldükten sonra tekrar diriltilecektir. Hayvanlar toprak olacaklar. İnsanlar ise ebedi cennet veya cehenneme gireceklerdir. Amellerimizin yazıldığı kitaplar getirilecek ve tartılacaklardır. Ahırette her işten sorguya çekilmekte haktır. Resulullah’ın Kevser Havzunda bulunup ümmetlerine su dağıtması da haktır. Hesaplar görüldükten sonra insanların sırat köprüsünden geçmeleri de haktır. Bu köprü kıldan ince, kılıçtan keskin olup üzerinden mü’minler şimşek gibi geçer, kafir ve münafıklar aşağıdaki cehenneme düşerler.)

والجنة حق، والنار حق
وهما مخلوقتان موجودتان  باقيتان، لا تفنيان ولا يفنى أهلهما
26- Cennet haktır, cehennem haktır. Bu ikisi (şu anda) yaratılmış olup mevcutturlar. Baki olup yok olmazlar ve içlerinde bulunan ahalileri de yok olmaz. (Bazı sapıklar derki cehennem içindekilerle birlikte yok olacak. Bazıları da derki cehennemde yanan kafirler bir müddet sonra ateş serin olup onları yakmayacak. Halbuki Allahu Teala kitabında “Onlara yeni deriler verilecek ki azabı tadsınlar” buyurmaktadır. Asla azabın kafirlerden hafiflemesi mümkün değildir.)

والكبيرة لا تخرج العبد المؤمن من الإيمان، ولا تدخله في الكفر
27- Büyük günah, kulu imandan çıkartmaz, onu küfre de girdirmez.

(İman amelden bir cüz olmadığı için ameli kötü olan kişi inkar etmedikçe kafir olmaz. Büyük günah: hakkında azab tehdidi olan adam öldürmek, zina etmek, faiz almak, hırsızlık, anne babaya asi olmak, sihir yapmak gibi günahlardır.)

والله لا يغفر أن يشرك به، ويغفر ما دون ذلك لمن يشاء من الصغائر والكبائر
ويجوز العقاب على الصغيرة، والعفو عن الكبيرة
إذا لم تكن عن استحلال، والاستحلال كفر
28- Allahu Teala. kendisine şirk koşulmasını affetmez, büyük ve küçük  günahlardan olan  bundan  aşağı  olanını, dilediği  kimseler için affeder.

* Küçük günah üzerine azab etmesi caizdir. Büyük günahı affetmesi, eğer onu helal görmemişse caizdir. (Büyük günahı) Helal görmek küfürdür. (Şirk en büyük günah ve zulümdür. Onun affı ancak dünyada iken tevbe ve iman etmektir. Ahırette affı yoktur. Büyük günahların affı Allahın dilemesine bağlıdır. Dilerse affeder. Dilerse küçük günaha karşılık ta azab edebilir. Emin olmamak gerekir. Ancak büyük günahı helal saymak inkar olduğundan küfürdür, affedilmez. “Bana göre bu zamanda böyle olmaz” diyenler dikkat etsin Allahı hükmünü kendine sindiremeyenler acaba kimin kuludurlar.)

والشفاعة ثابتة للرسل والأخيار في حق أهل الكبائر
وأهل الكبائر من المؤمنين لا يخلدون في النار
29- Peygamber ve Salihlerin, büyük günah sahipleri hakkında şefaat etmeleri, hadislerden çok yaygın (meşhur) haberlerle sabittir. (”Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir’ buyurmuştur.)

* Mü’minlerden büyük günah işleyenler, tevbe etmeksizin ölselerde cehennemde ebedi kalmazlar. (Günahı kadar yanıp cennete girerler. En fazla yanan müslüman 7 bin sene cehennemde kaldıktan sonra, hayat nehrinde tertemiz edilip cennete girdirilir.)

والإيمان هو التصديق بما جاء به من عند الله تعالى والإقرار به
فأما الأعمال فهي تتزايد في نفسها، والإيمان لا يزيد ولا ينقص
والإيمان والإسلام واحد
30- İman, Allahu Teala tarafından gelen haberleri tasdik ve ikrardır. (İmanın rüknü ikidir. Biri kalbten tasdik, diğeri dil ile bunu söylemektir.) Ameller, imanın nefsinde ziyadelik yapar, iman artmaz eksilmez.(İman edilen şeyler belli miktarda hükümler olduğundan onlara inanan kişi imanı hasıl etmiş olur. Bunda fazlalık veya noksanlık düşünülmez. Yapılan iyi ameller imanın kuvvetini ve nurunu artırır, imanı çoğaltmaz.) İman ile islam birdir. (İmanlı kimseye müslüman dendiği gibi. mü’min de denilir.)

وإذا وجد من العبد التصديق والإقرار صحَّ له أن يقول: أنا مؤمن حقاً
ولا ينبغي أن يقول: أنا مؤمن إن شاء الله
31- Kuldan tasdik ve ikrar bulununca, onun için ‘Ben Hakka müslümanım’ demesi sahihtir.  ‘İnşaallah ben müslümanım’ demesi sahih olmaz .(İmanında şüphesi olmadığını en güzel bir ifade ile beyan etmesi ‘Elhamdülillah ben müslümanım’ demesiyle hasıldır. “Inşaallah müslü-manım’ demekle işi Allaha bırakmakta ihtimal vardır. Ya Allah onun imanını kabul etmezse ne olacak. Bu yüzden İmanda ihtimalli söz kullanılmaz.)

والسعيد قد يشقى، والشقي قد يسعد
والتغيير يكون على السعادة والشقاوة دون الإسعاد والإشقاء
وهما من صفات الله تعالى، ولا تغير على الله تعالى ولا على صفاته
32- Said bazan şaki olur, şaki olan da bazan said olur. Değişiklik, seadet ve şekavet üzerinde olur. said etmek veya şaki yapmakta olmaz. Bu ikisi Allahın sıfatlarındandır. Allahu Teala ve sıfatları üzerine bir değişiklik gelmez. (Kişiyi said (cennetlik) etmek veya şaki (cehennemlik) yapmak Allahın sıfatıyla alakalı bir husustur. Allahın sıfatları ezeli olup onlarda bir değişme söz konusu değildir. Fakat sıfatların alakalandığı hususlarda (kainatta) bir takım değişiklikler olur.)

وفي إرسال الرسل حكمة، وقد أرسل الله رسلاً من البشر إلى البشر
مبشرين ومنذرين ومبينين للناس ما يحتاجون إليه من أمور الدنيا والدين
وأيدهم بالمعجزات الناقضات للعادات
33- Resullerin gönderilmesinde büyük hikmet vardır. Allahu Teala muhakkak insanlar içinden onlara, resul göndermiştir. (Peygamberle de bizim gibi insandır. Melek olsalardı onlara tabi olmak imkansız olurdu.) Onlar müjdeleyici, korkutucudurlar.(Cennetle müjdeler, cehennemle korkuturlar.) İnsanlara dünya ve din işlerinden ihtiyaç duydukları şeyleri beyan ederler. (Peygamber gelmeseydi insanlar dünya ve ahi ret işlerinde karlı ve zararlı olanı kendi akılları ile bilemezlerdi.) Onları, adetleri bozan mucizelerle kuvvetlendirmiştir. (Peygamberliğini isbat etmesi içtn mutlaka bir mucize getirmelidir ki insanlar bundan aciz kalarak onun peygamber olduğunu kabullensin.)

وأول الأنبياء آدم عليه السلام، وآخرهم محمد صلى الله عليه وسلم
وقد روي بيان عدتهم في بعض الأحاديث، والأولى أن لا يقتصر
على عدد في التسمية؛ فقد قال الله تعالى
((منهم من قصصنا عليك ومنهم من لم نقصص عليك))
ولا يؤمن في ذكر العدد أن يدخل فيهم من ليس منهم
أو يخرج منهم من هو فيهم، وكلهم كانوا مخبرين مبلغين
عن الله تعالى، صادقين ناصحين
وأفضل الأنبياء عليهم السلام محمد صلى الله عليه وسلم
34- Peygamberlerin evveli Adem aleyhisselamdır. Sonuncusu. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) dir. Bazı hadislerde sayıları rivayet edilmişlir.(Bir rivayette 124 bin, diğer bir rivayette 224 bin) En doğrusu, zikredilmelerinde bir adet ile smırlandırmamaktır. Muhakkak Allahu teala şöyle buyurdu: “Onlardan sana zikrettiğimiz var, sana zikretmediğimiz de vardır.” Sayılarının zikrinde, onlardan olmayanın onlar arasına girmesinden emin olunmaz. Veya onlardan olanın hariç bırakılmasından da emin olunmaz. (Bir sayı ile sınır getirsek belkî bazılarını dahil ederiz. Veya daha fazla ise bir takımlarını da hariç bırakmış oluruz.) Hepsi. Allah (Celle Celaluh) tarafından haber verici ve tebliğ edicidirler, sadık ve nasihat edicidirler. Peygamberlerin en faziletlisi. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) dir. (O. peygamber iken. Adem aleyhisselam toprak ile su arasında daha yaratılmamıştı.)

والملائكة عباد الله تعالى العاملون بأمره، لا يوصفون بذكورة ولا أنوثة
35- Melekler, Allahu Teala’nın kullarıdır. Onun emri ile işleri yaparlar. (O’na hiç asi olmazlar.) Erkeklik ve dişilikle vasıflanmazlar. (Nurdan yaratılmışlardır. Cinsiyetleri yoktur.)

ولله كتب أنـزلها على أنبيائه، وبيَّن فيها أمره ونهيه ووعده ووعيده
36- Allahu Teala’nın kitapları olup onları peygamberlerine indirmiştir. Emirlerini, yasaklarını, vaadlerini ve tehditlerini, onlarda bildirmiştir. (İyilik edenlere cennet vaadi, kötülük işleyenlere de cehennem tehdidi vardır.4 Büyük kitap. Kur’an, Tevrat, Zebur, İncil, Sahifeler:Adem e 10 – Şit’e 50 – İdris”e 30 -İbrahim’e 10)

والمعراج لرسول الله عليه الصلاة والسلام في اليقظة بشخصه إلى السماء
ثم إلى ما شاء الله تعالى من العلى حقٌ
37- Resulullah  (Sallallahu aleyhi ve sellem) in uyanık halde iken bedeni ile semaya yükseltilmesi, sonra yüce makamlardan Allah’ın dilediği yerlere kadar (yükselmesi) haktır. (Mİ’rac iki kademededir. Kabe’den. Meseid-i Aksa’ya kadar gece yürüyüşüne İsra denir. Bu ayetle sabit olup inkar eden kafir olur. İkinci merhalesi: Mescidi Aksa dan göklere doğru bedeni ile yükselmesidir. Bu meşhur hadislerle sabit olduğundan inkarı bid’attır.)

وكرامات الأولياء حق، فتظهر الكرامة على طريق نقض العادة للولي
من قطع المسافة البعيدة في المدة القليلة، وظهور الطعام والشراب
واللباس عند الحاجة، والمشي على الماء وفي الهواء
وكلام الجماد العجماء واندفاع المتوجه من البلاء
وكفاية المهم من الأعداء، وغير ذلك من الأشياء
ويكون ذلك معجزة للرسول الذي ظهرت هذه الكرامة لواحد من أمته
لأنه يظهر بها أنه ولي، ولن يكون ولياً إلا وأن يكون محقاً في ديانته
وديانته الإقرار برسالة رسوله
38- Velilerin kerameti haktır. Keramet, adeti yaran bir şekil üzere veliden ortaya çıkar. Uzak mesafeyi kısa zamanda aşmak, yemek, içecek ve elbisenin ihtiyaç anında ortaya gelmesi, su üstünde yürümek, havada uçmak, cansız şeylerin ve hayvanların konuşması ve diğer şeyler gibi.

Ümmetinden biri olan velinin elinde ortaya çıkan bu keramet, peygamberi için mucize olur. (Velinin kerameti. Peygamberinin mucizesinden ona gelen bereketler iledir.) Bununla veli olduğu belli olur. Veli olması ancak dîninde hak üzere olması iledir. Dininde hak üzere olması, peygamberinin risaletini kabul etmesi iledir. (Bu kerametin kendinden olduğunu iddia etse veli olamaz.)

وأفضل البشر بعد نبينا أبو بكر الصديق، ثم عمر الفاروق
ثم عثمان ذي النورين، ثم علي المرتضى، وخلافتهم على هذا الترتيب
والخلافة ثلاثون سنة ثم بعدها ملك وأمارة
39- Peygamberimizden sonra insanların en faziletlisi. Ebu Bekir’dir. (Radıyellahu anhu) Sonra Ömer, sonra Osman Zinnureyn, sonra Aliyyül Murteza (Radıyellahu anhum) dır. Halifelikleri, aynı şekilde bu sıralama üzere sabittir. Hilafet, otuz senedir, sonra emirlik ve sultanlık gelir. (Dört halife sırasıyla halife olmuşlardır. Onlardan sonra halifelik, emirlik ve saltanat halinde devam etmiştir. Adaletle hükmedenler hayırla yad edilmiş, zulmedenlerin ıslahına çalışılmıştır.)

والمسلمون لا بد لهم من إمام، يقوم بتنفيذ أحكامهم
وإقامة حدودهم، وسد ثغورهم، وتجهيز جيوشهم
وأخذ صدقاتهم، وقهر المتغلبة والمتلصص
ة وقطاع الطريق، وإقامة الجمع والأعياد
وقطع المنازعات الواقعة بين العباد
وقبول الشهادات القائمة على الحقوق
وتزويج الصغار والصغائر الذين لا أولياء لهم، وقسمة الغنائم
40- Müslümanlar için. hükümlerini geçerli etmek, cezaları geçerli yapmak, surları sağlamlaştırmak, askerleri teciz etmek, zekatları almak için baş kaldıranları, hırsızları, yol kesenleri kahretmek için, Cuma ve Bayramları ikame etmek için, kullar arasında vakı’ olan davaları halletmek için, haklar üzere getirilen şahitlikleri kabul için, velisi olmayan küçük erkek ve kız çocuklarını evlendirmek için, ganimetleri taksim etmek ve diğer hususları halletmek için, elbette bir imam lazımdır. (Halifenin vazifeleri ana hatlarıyla sayılmış oldu. Burdan İslam devletinin hem dünya ve hemde ahıret işlerini yürütmekle vazifeli olduğu anlaşılmaktadır.)

ثم ينبغي أن يكون الإمام ظاهراً، لا مختفياً ولا منتظراً، ويكون من قريش
ولا يجوز من غيرهم، ولا يختص ببني هاشم
41- Bu imamın, açıkta bulunması gerekir, gizlenmiş, beklenilen olması doğru değildir. (Şiilerin dediği gibi ‘Mağaraya saklanmış ve gelmesi beklenen Muhammed mehdi’den başkası olamaz” görüşü yanlıştır. Vaktin en uygun olanı seçilir.) İmam Kureyş’ten olur. Başkalarından olması caiz değildir. Beni Haşim ve Hazreti Ali’nin evlatlarına tahsis edilmez. (Hak halifenin Kureyşten olması gerekir. Eğer böylesi yok ise- kuvveti ile islamı tatbik edecek birinin getirilmesi gerekir. Sadece Hazreti Ali’nin soyuna ait değildir.)

ولا يشترط أن يكون معصوماً، ولا أن يكون أفضل أهل زمانه
ويشترط أن يكون من أهل الولاية المطلقة الكاملة
سائساً قادراً على تنفيذ الأحكام وحفظ حدود دار الإسلام
وإنصاف المظلوم من الظالم ولا ينعزل الإمام بالفسق والجور
42- İmamda masum olma şartı aranmaz. (Masum olan sadece peygamberlerdir.) Zamanındaki halkın en faziletli olması şart değildir. Mutlak kamil velayet ehlinden olması şarttır. (Yani Müslüman, akıllı, baliğ, hür olmalı.)

* Siyaset ehli, hükümleri geçerli yapmaya kadir, İslam yurdunun sınırlarını korumaya ve zalimden mazluma insaf etmeye kadir olmalı. (Asıl özelliği idare sanatını iyi bilmeli- ıslah ve fesat yollarını kavramalıdır. Hükümleri geçerli yapması için kuvvet sahibi olmalıdır.)

* İmam. fasık olmak ve zulmetmekle görevden indirilmez. (İmam günah ve zulüm işlemekle görevden alınmaz, belki dinden dönerse ona artık itaat edilmez.)

وتجوز الصلاة خلف كل بر وفاجر، ويصلى على كل بر وفاجر
43- Her bir iyi ve günahkar kişinin peşinde namaz kılınır. (İmamların amelinin bozukluğu onlara uymamayı gerektirmez, belki îtikadları ehli sünnetten hariç kalırsa o zaman onların peşinde namaz olmaz)

* Her bir iyi ve günahkar kişinin üzerine cenaze namazı kılınır.

(Ölen kişinin günahları araştırılmaz. hakkında namaz kılan olduğuna şahitlik ediliyorsa müslüman olduğunu kabul ederek cenaze namazını kılarız.)

ويكف عن ذكر الصحابة إلا بخير
ونشهد للعشر المبشرة الذين بشرهم النبي عليه الصلاة والسلام
44- Ashabın zikrinde ancak hayrı söyleriz. (Onlar arasındaki olaylarda hüküm vermek bizim işimiz değildir. Hepsini iyilikle yâd ederiz.)

* Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) cennetle müjdelediği on kişinin cennetlik olduğuna biz de şahitlik ederiz. (Bunlar: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha. Zübeyir, Sad ibni Ebi Vakkas, Sad ibni Zeyd, Ubeyde ibni Cerrah, Abdurrahman ibni Avf. (Allah hepsinden razı olsun)

ونرى المسح على الخفين في السفر والحضر، ولا نحرم نبيذ التمر
45- Seferde ve ikamet halinde mestler üzerine mesh etmeyi caiz görürüz. (Bu konu şiiler tarafından çıplak deri üzerine mesh edildiği ve mesh giyinmek inkar edildiği için akaid kitaplarına alınarak ehli sünnetin alameti olduğu bildirilmiştir.) * Hurma şırasını haram saymayız. (Keskinleşip sarhoş edici olmadıkça içilir. Üzüm suyu da şıra halinde iken içilir. Fakat keskinleşip şaraba dönüşünce haram olur.)

ولا يبلغ الولي درجة الأنبياء، ولا يصل العبد إلى حيث يسقط عنه الأمر والنهي
46- Hiçbir veli asla Peygamber derecesine ulaşamaz. (Peygamberlik sadece Allah vergisidir. artık sona ermiştir.) Kul, kendisinden emir ve yasakların düştüğü bir dereceye ulaşmaz.

(Ölünceye kadar ibadetleri yapmakla ve yasaklardan sakınmakla sorumludur. Peygamberler bile son nefese kadar kulluğa devam etmiştir.)

والنصوص على ظواهرها، فالعدول عنها إلى معانٍ يدعيها أهل الباطن إلحاد
47- Kitap ve sünnetten olan naslar zahiri manalarına hamledilirler. Bunlardan dönüp, ehli batının iddia ettiği manalara gitmek küfür ile dinden çıkmaktır. (Batıniler derki ayetlerin batini manaları vardırki onları ancak hususi kişiler bilir.Bunların gayesi islamı iptal etmek. Kur’anı yanlış tefsir etmektir. Allah dostlarının ifade ettiği bazı ince izahlar, onların safı olan maneviyatlarının parıltılarıdır, onlar zahir tefsir manasına muhalif bir şey söylemezler.)

وردُّ النصوص كفر، واستحلال المعصية كفر
والاستهانة بها كفر، والاستهزاء على الشريعة كفر
واليأس من الله تعالى كفر، والأمن من الله تعالى كفر
48- Nasları reddetmek küfürdür. (Kat’i hükümleri kabullenmemek küfürdür.)

Günahı helal görmek küfürdür. Onları hafife almak küfürdür. Şeriat ile alay etmek küfürdür. (Günahı helal görmek, hükmü değiştirmektir. Hafife almak. Allahı tanımamaktır.)

Allah’tan ümit kesmek küftlrdür. Allah’ın azabından emin olmak küfürdür. (Allanın rahmetini umarız, azabından korkarız.)

وتصديق الكاهن بما يخبره عن الغيب كفر
والمعدوم ليس بشيء
49- Gaibten verdiği haberde kahini tasdik etmek küfürdür.(Gaybı ancak Allah bilir. Cinler, melekler ve peygamberlerde bilemez, ancak Allah birisine bildirirse o bilir.)

* Madum şey değildir. (Mevcut olmayana ma’dum denir. Yok olduğu için ona şey demeyiz, çünkü üzerine her hangi bir hüküm gelmemektedir.)

وفي دعاء الأحياء للأموات وتصدقهم عنهم نفع لهم
والله تعالى يجيب الدعوات ويقضي الحاجات
50- Dirilerin, ölüler için olan duasında ve onlar için verdiği sadakalar da. ölüler için menfaat vardır. (Ölünün amel defteri üç halde kapanmaz. Yaptığı bir mescid, medrese, köprü, çeşme gibi akar. Yazdığı bir ilim kitabı. Yetiştirdiği hayırlı evlat. Bunlardan gelen sevaplar ölüye fayda verir. Ölüler için Yasin ve diğer surelerin okunması da onlara fayda verir.Yapılan iyiliğin sevabının anne ve babanın ruhuna ve bir alime ikram edilmesi de caizdir.)

* Allahu Teala dualar kabul eder ve ihtiyaçları verir. (Herkesin ihtiyacını ancak Allah temin edebilir, dua yalnız O’na yapılır.)

وما أخبر به النبي عليه الصلاة والسلام من أشراط الساعة
من خروج الدجال ودابة الأرض ويأجوج ومأجوج
ونـزول عيسى عليه السلام من المساء
وطلوع الشمس من مغربها فهو حق
51- Peygamber Aleyhisselam’ın haber verdiği kıyamet alametlerinden Deccalın çıkması. Dabbetül arz”ın çıkması. Ye’cüc ve Me’cüc’ün çıkması. İsa (Aleyhisselam) in gökten inmesi, güneşin battığı yerden doğması haktır. (Bu alametler hadisi şeriflerde on tane sayılmıştır. Ayrıca üç tane de yer batması zikredilmiştir.)

والمجتهد قد يخطئ ويصيب
52- Müctehid bazen hata eder, bazan isabet eder. (Müçtehid. Kur’an ve hadisi şeriflerden hüküm çıkarma kabiliyyeti olan derin alimlerdir. Bunlar bütün ilmi gayretlerini kullanarak beyan ettikleri hükümlerde isabet ettikleri gibi yanılmaları da mümkündür. İsabet edene iki veya on mükafat, yanılana bir mükafat vardır.)

ورسل البشر أفضل من رسل الملائكة
ورسل الملائكة أفضل من عامة البشر
وعامة البشر أفضل من عامة الملائكة
53- Beşerin peygamberleri, meleklerin peygamberlerinden üstündür. Meleklerin peygamberleri, beşerin avamından üstündür. Beşerin umumu, umum meleklerden efdaldir. (Peygamberler en faziletlilerdir. Onların da en faziletlisi Mııhammed aleyhisselamdır. Peygamberlerden sonra dön büyük melek faziletlidir. Sonra Allah dostları, sonra melekler, sonra umum müslümanlar gelir.)

تمت العقائد النسفية
والحمد لله رب العالمي

[/size][/b]
Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı.
(Enfal suresi, ayet 17)